Karınca savaşı ve Soykırım Dedikoduları

Tuhaf Adam Yazan Herif; Tuhaf Adam
Tarih Nisan 25th, 2011 at 12:53 pm

Üniversite yılları geliyor gözümün önüne, etkisinde kaldığım o kadar çok olay var ki aslında. Yine de kendimce ders aldığım bir konu var o da şu “Eğer karıncaysan, öğrenci evine yuvalanacaksın.” Eğer bir karınca olsaydım izinden gideceğim atasözü bu olurdu.

Yeni yerleştiğim ev her ne kadar bodrumdan ev şekline uyarlanmış gibi gözüksede, ilk tuttuğumuzda “Ayy ne kadar güzel” yapay hayranlığı bende de oluştu. sonuçta kira ucuz, yerin dibi ama yine de kaloriferli. Eşşeğim olsa kendi odamdan mutfağa eşşek sırtında gidip gelirdim, o kadar geniş. Kolidora yapay çim ser, kapılara file tak, 9′a 9 halı saha maçı yap. Yani evi gözümde büyütmedim gerçeten çok büyüktü. En üzüldüğüm nokta ise yerin dibi olduğu için telefon çekmemesi. Ama bizde her öğrenci gibi cam kenarına koltuk yerleştirip telefon görüşmelerimizi oradan yaparak bir çözüm bulduk. Bizim diğerlerinden farkımız güneşi görebilmek için camı açmamız yetmiyordu, kafamızı yukarı çapraza uzatmamız gerekiyordu, onun dışında herşey çok güzeldi.

Yeni evimize yerleştikten bir süre sonra mutfak alışverişi için marketin yolunu tuttuk, dolabı fullledik. Kapağı hafif aralık kalan buzdolabı elektrik yakmayıp oluk oluk içse de , işimizi gördüğü için sadece fatura zamanları söyleniyorduk.

Bir gece yoğun film seansları arasında, aşırı acıkmışlığın verdiği gaz ile o uzun kolidorun yolunu tutarak mutfağa gitme teşebbüsünde bulundum. Mutfağa vardığımda, ortaya serdiğimiz “Annemin çeyizinden kalma Kırmızı Bünyan halı’nın” üzerinde koyu renkli bir şerit olduğunu farkettim. Eğilip baktığımda bunların 4 sıra halinde (gidiş dönüş olarak 2′ye ayrılmış) karınca sürüsü olduğunu farkettim. Hafif tebessümle birlikte buzdolabına doğru yöneldim, karınca yolunun buzdolabının alt köşesinden buzdolabının içine girdiğini oradan da ev arkadaşımın annesinin elcağızlarıyla yaptığı çilek reçeline çöreklendiklerini gördüm. Reçeli resmen piç etmişlerdi. Bazı karıncalar şekerin verdiği kafa ile reçelin içine dalmış yüzüyor, kimisi aynı reçelde boğulmuş, ölenlere yas tutanlar, reçelin etrafı , eski bayram yerleri gibi olmuş. Madem reçel bok olmuş, bari hayvanlar yesin, açın halinden anlarız, öğrenci mantığı ile reçeli alıp karınca yolunun yanına bıraktım. Film keyfine devam etmek yerine internete girip, “Evde neden karınca olur?”, “Olursa ne olur?”, “Ne manaya gelir?”, “kalplerini kırmadan nasıl def edilir?” konularını inceledim. Açıkta bırakılan yemekler, yemek artıkları gibi nedenlerle karınca olur diyenler bir tarafa, Evde karınca olması “bereket anlamına gelir.” cümlesine takıldım kaldım. Aklım “Amk zengin olacaz sanırım, daha fazla reçel açıkta bırakırsam, berekete bereket katarız.” düşüncesine takıldı. Fakat zaten kıt olan olanakları, bereket anlamına da gelse, karınca gibi bir eklem bacaklılarla paylaşacak merhamete ulaşmamış olmamdan hemen aklımdan sildim. Bu kadar karınca muhabbetinden sonra Karınca Z filmini izleyip uyudum.

Ertesi akşam gece yarısından sonra mutfak ziyaretimde, yoğun bir trafikle karşılaştım. karıncalar yaklaşık 25 sıra olmuşlar (12,5 gidiş 12,5 geliş, bazıları yan yürüyor ve buçuğu öyle tamamlıyor) bünyan halı simsiyah olmuş, ama bu sefer elleri boş değil, ekmek kırıntıları, hamam böceği ölüleri, kırık şekerler, ne bulurlarsa biyerlere taşıyorlar. gidiş yolundakileri takip ettim mutfak kapısının dibini oymuş şerefsizler, Afedersiniz Anüs deliği gibi bir yere götürüyorlar. Yüz verdik şımardılar siniri ile odama geri döndüm. Kafam çok karışıktı. Hem evimizde oturuyorlar, yiyeceklerimizi izinsiz alıyorlar hemde karşılığında ne kira ne yemek ücreti ödüyorlar. Ertesi gün ilk işim bir bilene danışmak düşüncesi ile uykuya daldım.

Çok bilmiş bir abimizin tavsiyesi ile böcek ilaçlarının satıldığı dükkana gidip durumu anlattım. Bir ilaç verdi “Yuvanın kenarına koy yerler, ölen ölür kalan sağlar çeker gider.” dedi. Ölüm deyince içim ürperdi. Kimbilir benim yüzümden kaç hayat daha baharında sönecekti. Birden aklıma yedikleri son çilek reçelimiz gelince, “Savaşta herşey mübahtır bilader” dedim kendi kendime. İlacı güzelce yerleştirdikten sonra ölüleri toplamak için süpürge ve faraşıda hazırladım. 1-2 gün içinde sonuç beklerken daha 4-5 saate kalmadan toplu ölümler gerçekleşmeye başladı, bazı karıncalar büzüşmüş, şekerin yanında ölmüş. içim acıdı. 3 Gün sonra baya bir karınca ölümü gerçekleşti, ve kendimi soykırım yapan bir diktatör gibi hissetmeye başladım. Resmen koskoca bir koloninin ağzına sıçmıştım.

Savaşı kazandığım edası ile ilacı kaldırdım. Ortalıkta dolaşan çok seyrek sayıdaki karıncanın hayatını bağışladım. Ölenlerden ibret alarak belki birdaha bu civara yaklaşmazlar diye düşündüm. Ölüleri faraşla toplayıp, arka bahşemize açtığım toplu mezarlığa gömdüm.

Hafta sonu 7 günlük bayram tatili için memlekete gittiğim süre içinde, bayramın verdiği rehavetle, ölümüne sebebiyet verdiğim karıncaların vicdan azabından birazda olsa kurtuldum. Tatil sonunda eve döndüğümde, testis geçer gibi karıncaların aynı yere tekrar yuvalandıklarını gördüm! Hemen internete girip araştırma yaptım ve Karınca yiyen hayvanını evde beslemek için müsait olup olmadığını araştırdım. Hayvan karınca yer ben de bir tek su veririm masrafı olmaz, sıçarsada temizleriz mentalitesi ile besledim kendimi. Biz böyle gördük, evde fare varsa kedi alınır, karınca varsa karınca yiyen neden alınmasın? Çok bilmiş abimizin “siktir lan olurmu öyle şey” demesi ve ona olan saygım nedeni ile bu düşüncem birden silindi. Ben yine aynı yöntemle savaşıp yem koyma kararı aldım. Yemi alıp yerleştirdim, 1 hafta geçti ama karıncalar beni resmen şeyine takmadı. Bu ne len! dermişcesine karınca zehirinin yanına bile yaklaşmadılar. İlacı aldığım yere gidip durumu anlattım ve bana başla bir yöntem söyledi. Söylediğine göre ana karıncayı alıp başka yere götürmem lazımmış, götürürsem bütün karıncalar onun peşinden gidermiş. Peki deyip eve döndüm. Şimdi ağzınıza sıçtım düşüncesi ile eve gelidiğimde, “Ana karıncayı nereden bulacam” lambası aklımda belirdi. Hemen internete gidip ana karınca nasıl olur onu inceledim. sonra adamın söylediğinin beni dükkandan siktir etmek için söylenmiş bir absürtlük olduğunu anladım. benim serçe parmağım bile girmez yuvaya ana karıncayı nasıl bulayım. hadi girdi diyelim, sora sora mı bulacam ” Ananız nerede?” diye.

Ahmet Mete Işıkara’dan “Depremle yaşamayı öğrenmeliyiz!” düşüncesini karıncaya uyarladım ve karınca ile yaşamasını öğrenmeliyim diye düşündüm. Karıncalara küstüm ve mutfağı kapatıp, kendimi; buzdolabına konulmayacak konserve tarzı ve hemen tüketilecek ürünler almaya yönelttim. Uzunca bir süre mutfağın kapısını açmadım. Artık kendime yepyeni bir hayat açmışım gibi, kendimi mutfaksız eve alıştırdım. Uyuz sinekler dışında sinirlenecek bir karınca sürüm yoktu en azından. Açlığa terkettiğim karıncaları hiç merak etmiyordum bile.

Sinekler günden güne daha bir uyuzlaşıp fazlalaşınca kıllanmadım değil, sinek ilacı ile onlara da bir soykırım denemesi yapabilirdim. Her su içtiğim bardağın içine cuk diye düşmeleri bardağı taşıran son nokta oldu. Okul hayatım haşerelerle uğraşmakla geçti, üstüne üstelik karınca ve sinek var diye kimse evime gelmiyordu. Çok mazlumdum. O sinirle Mutfakta olduğunu bildiğim Sinek ilacını almak için mutfağa yöneldim. En son 10 gün önce uğradığım mutfağa giderken çok heyecanlıydım. “Belkide karıncalar taşınmıştır.” diye düşünüyordum, Kapıyı açmamla üzerime kara bir bulut gibi sinek ordusu çullandı. Hemen kapıyı kapatıp odama koştum. “Acaba ölü karıncalar mı sineklendi lan!”düşüncesi çok salakça geldi, ama yinede düşündüm. Su içmek için yöneldiğim bardağın içinde yine çırpınan bir sinek görünce, sineklerin aslında kanatlı karınca olduğunu gördüm. İnternette kısa bir tur geçirdikten sonra evimdeki karıncaların Türünün en siktiriboktan olanı olduğunu anladım. Bir süre sonra kanatlanıyorlarmış ve kanatları çıkanlar yuvalarından kovuluyorlarmış. sonra fütursuzca uçuşuyorlarmış. “Onlar yuvadan kovuldu, bir ben evimden kovamadım, benim sözümü kimse dinlemiyor” diye düşünüp üzüldüm.

Karıncalara “Gördünüz mü Ananızın örekesini” diyemedim, savaşı kaybettim ve 3-4 gün sonra,  sefasını süremediğim koca evden çıkmak zorunda kaldım. Oysa ki kanatlanıp havalanmasalardı yemeğimi onlarla paylaşırdım, “Karınca kararınca” yaşayabilirdik.

Sevgi ve Sağlıcakla..

Not:
Karınca Duası “Allah’ım N’olur bugün üzerime kimse basmasın.Amin” (inci sözlük)

Benzer yazı yok.

Bu yazı 2.503 defa okundu
2 YorumYorum yazma kutusuna git
  • murat
    25 Nisan 2011, 19:06
    Reply

    kısa ve öz yorum “:)”

    • Tuhaf Adam
      admin
      25 Nisan 2011, 19:38
      Reply

      daha neler neler muradım :)

* Adın neydi??

* Email adresin?

Websiten varmıydı?

Şunlar kullanılabilir:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Twitter'da Neler diyoruz?
South Park


South Park'ın Tüm Sezonlarını HD Kalitesinde Türkçe alt yazılı izleyebilirsin.

Neler Varmış?
Traj Kaygısı olmayanlar
Bakmandan Geçme
Absurt Seyler
Luzumsuzlar


.

Bumerang
Arşivleme
Facebook Zımbırtısı
Anahtar Kelimeler